|
Cengiz GÜLEBAY WEB Sayfalarına Hoş Geldiniz...
|
|
ÖZELLEŞTİRME GERÇEĞİ
1986 yılında dönemin hükümeti tarafından ana planı hazırlanmakla görevlendirilen Morgan Bank raporunda Seydişehir Alüminyum tesisleri kiralanma yöntemiyle Bor madenleri ve kromları ise özkaynakları ile özelleştirilecek madenler olarak yer almaktadır.1986 yılında başlayan bu süreçte KİT ler bir yandan yatırım yapamaz hale getirilmişler diğer yandan ise siyasallaşma yönüyle yönetimleri büyük zafiyete uğratılmıştır.Morgan planının göremediğimiz yönü önce zarar ettirip devletin sırtında kambur olarak gösterme politikalarıyla KİT lerin çökertilmesine yönelik kısmıdır.Ancak sonuçlarından hareketle bu içten yıkımın bir plan ve program dahilinde yapıldığını anlıyoruz.
Tesisler kendi haline bırakılırken, kendi imkanları ile yatırım yapmasının da önüne geçilmiştir.Diğer yanda işçi alımlarında önce popülist politikalarla aşırı işçi alımı yapılmakta kadrolar şişirilmekte , KİT ler Siyasilerin elinde arpalık olarak kullanılmakta , İşi bilen hak eden değil siyasi önceliği olanlar yönetim kademelerine atanmakta daha sonra şirketler devletin sırtında kambur gösterilip işçi alımları durdurularak, çalışanların gençleştirilmesi ve işin devamlılığı engellenmektedir. Bugün bir zorunlu emeklilik furyasında tesislerin ayakta kalması imkansızdır.Zira bu gibi kuruluşlarda çalışanların önemli kısmı emekliliklerini hak etmiş durumdadırlar.Eti Alüminyum Tesisleri kurulduğunda 60.000 ton/yıl ile o zamanlar 18.000 ton/yıl olan ülkemiz alüminyum ihtiyacının 3.3 katı fazla üretim kapasitesine sahipti.Günümüzde tesiste kurulu kapasite 60.000 ton/yıl aşılmış olmasına karşın, Türkiye’nin 300.000 ton/yıl alüminyum ihtiyacının %20 sini karşılamaktadır.Tesis kapasitesini 120.000 ton/yıl a çıkarmak için 2000 yılında hazırlanan modernizasyon projesi bir türlü başlatılmamıştır.Halbu ki bu modernizasyon alüminyum üretim maliyetinde % 30 luk tasarruf sağlayacak , yurtdışına döviz kaybımızı önleyecek ve tesisler bu yatırımı 8 yıl içinde amorti edecektir.Her olumsuzluğa rağmen tesis tam kapasitesini bile aşan üretim değerlerine ulaşmakta ve zarar etmemektedir.Sadece 2002 yılında Elektrik maliyeti yüzünden şirket zararda görünmüştür.Yeni Maden yasasıyla Ülke dışına işlenmemiş maden çıkarılması teşvik edilmektedir.Dünyanın birçok yerinde boksit madeni yeraltında tüneller kazılarak üretilebilmektedir. Rusyada üretim Metrelerce yerin altındadır.Oysa bizde açıktan alınmaktadır.Satın almada Gerçek amaç muhtemel rezervin 400 milyon ton olduğu Boksit madenini kendi ülkelerine taşımaktır.Çünkü 30 yıldır hiçbir modernizasyon yapılmayan tesise yatırım yapmak yerine boksit madenciliğine yönelmek ve katma değeri kendi ülkelerinde yaratmak ülkelerinde var olan tesislere yatırım yaparak bizi daha bağımlı hale getirmek onlar için daha karlı olacaktır. Boksit, Alümina ve birincil alüminyum üretim faaliyetinin dünyada aynı şirket bünyesinde yapıldığını bildiğimiz 3 şirket vardır. Yunanistan’da Greece, Hindistan’da Indal ve Türkiye’de Seydişehir Alüminyum Tesisleri .
Elbette Seydişehir Alüminyum tesislerinin en büyük sorunu elektrik için ödenen tutardır.Tesisin ihtiyacını karşılamak üzere kurulan Oymapınar Hidroelektrik santrali tesislere ucuz elektrik temin edecek ve tesis bütün dünyada bulunan alüminyum tesislerinin kullandığı gibi Maximum 2 Cent/kwh fiyatla elektrik alacakken, Oymapınar HES ‘ninbu amaçla kullanılması hiçbir zaman mümkün olmadığı gibi Alüminyum tesisleri elektriğini enterkonnekte sistemden almak zorunda bırakılarak dünya çapında rekabet ettiği firmaların 2,5 katına elektrik almak zorunda bırakılmıştır.Elektrik maliyeti % 49 lara kadar çıktığı gerçeği göz önüne alındığında bu durumun tesisler için nasıl bir sorun yarattığı daha net görülmektedir.Tesis satılırsa Oymapınar HES ve Antalya Limanında ki antrepolarla, yükleme tesisleri de hediye olarak bedava verilecektir.Cevheri Limandan gemine yükle ülkene götür. Elektriği de bize sat, Satın aldığın bedelide taksit taksit ödersin,zaten elektrik parası da bu taksiti öder.Lütfen şu tesisi al da bizi kurtar,Biz yiyemedik sen ye.
Tesis tüm bunlara rağmen yinede kar eden önemli bir stratejik tesistir. Bu durumda Cumhuriyetin değerleri neden elden çıkarılmaktadır.Çinkur 1995 yılında İranlı ,Kanadalı ve yerli ortaktan oluşan gruba satılmıştır.1999 yılında kapatılmıştır.Kapatılma işini Glencoore firması sağlamıştır. Şu anda Türkiye’nin Çinko ihtiyacını Glencoore karşılamaktadır. 1995 yılında Ergani bakır, Keçiborlu kükürt, Halıköy antimuan, Uludağ volfram tesisleri (Ergani bakırın hammadde bölümü hariç) kapatılmıştır. Türkiye Blister Bakır ihtiyacının büyük kısmını dışarıdan sağlar.Yerli, yabancı özel sektör bu alana hiçbir yatırım yapmaz, devletin yapmasıda engellenir.Karadeniz Bakır İşletmeleri %99.7 si Etibank a aittir.ETİ bakır ise yine Etibank ın malıdır.Birisi Konsantre Bakır ithal eder , diğeri konsantre Bakır İhraç eder . Bu nasıl iş, Bununla neye hizmet edilir.. Madenlerimizi İhraç ederek, sonra bunları işlenmiş halde sattığımız fiyatın 100 katı fiyatla satın alarak hiçbir ülke kalkınamaz. Halen Ülkemizde bulunan birçok yabancı firma madencilik yapmaktadır.Ancak hemen hiç birisi Sınai tesis kurmamıştır.Madenlerimizi kendi Fabrikalarımızda kendi emeğimizle işleyip satarak kalkınabiliriz.Tesisleri zarar ettirip, ülkeyi borçlandıranlar,Kendilerini Liberal piyasa ekonomisine inananlar olarak tanımlayanlar,Cumhuriyetin yarattığı değerleri ver kurtul, sat kurtul, Devleti Küçültelim,çağ atlıyacağız diyenler nerdeler.Bu politikalarla BÜYÜYEN BAŞKA DEVLETLER, KÜÇÜLEN TÜRKİYE oldu. Devleti küçültmeye çalışanlar, Başardınız Devleti küçülttünüz!İç ve Dış borçlarımızın toplamı 320 milyar dolar.
Cumhuriyetin ilk yıllarına bir bakalım Ulusal ekonominin kurulduğu yıllarda elimizde hemen hemen hiçbir şey yoktu.Yok sayılacak ufak tefek bir iki işletme. Bunlarda da çalışan sayısı 5 kişiyi bile geçmiyordu. Tarımsal faaliyetler sadece karın doyurmak ve hayatta kalabilmek için yapılamıyordu.Köylünün satılabilir ürünü yabancı tüccarlar tarafından istenen fiyatta alınıyor, yabancı ülkelerde gayet karlı biçimde satılıyordu.Trenlerin ulaşabildiği yerlerde üretici köylü trenden inecek Mösyö veya beyleri bekliyordu Çünkü gelmezse malını alacak başka kimse de yoktu.
Hayvancılık ta perişan durumda idi.Şeker Rusya ve avrupadan, çay Avrupa ve hindistan dan, pamuklu keten bezi bile İngiltere’den geliyordu.Çöpten yapılan yer süpürgesi bile Belçikadan geliyordu.Tren hatlarının çalışan kısımları yabancıların elindeydi.Haydarpaşa-Pendik,Eskişehir- Konya, Yenice-Mersin, Mersin-Tarsus, Bursa – Mudanya, Toprakkale-İskenderun-Aydın demiryollarını Fransızlar, İngilizler ve Belçikalılar işletiyordu.Yani Adana’dan İskenderun’a giderken bileti Fransızlardan alıyorduk.Tütün İşletmelerimiz Fransızların kontrolünde,Ergani Bakır işletmeleri Fransız ve Belçikalıların elinde,Telgraf şirketimiz İngilizlerin elinde, Antalya liman ve rıhtımları İtalyanların elinde.Ereğli kömür şirketi Kozlu kömür işletmeleri,Üsküdar su şirketi, Murgul Bakır İşletmeleri, Malatya iplik fabrikası, Bursa elektrik tesisleri, Ankara havagazı işletmesi, Ankara Bira Fabrikası, Adana elektrik şirketi ve daha birçok işletme yabancıların ellerinde idi.Bu işletme ve tesisler 1924 yılından başlayarak 28 Nisan 1941 yılına kadar Devletimiz tarafından paraları son kuruşuna kadar ödenerek satın alınmış ve ulusal ekonomimizin değerleri arasına girmiştir.O zor yıllarda yabancılardan alın teriyle satın alınan bu milletin malını şimdi haraç mezat nasıl satıyorsunuz.O yılları nasıl unuttunuz? Devleti Küçültmeyi o yıllarda bilenlerin sonu ne oldu? Liberal ekonomiler, Gümrük birliği ve Küreselleşme o zamanlarda da varmış ama bu günkü gibi adı popüler değilmiş, yada adı bu kadar anlaşılmaz değilmiş, o yıllarda bunun adına sömürge deniyordu. O yıllarda da Ülkeler işgal edilirken (Dogal kaynaklarını emmek için işgal ettikleri herkesçe bilinse de ) size özgürlük ve demokrasi getiriyoruz diyorlardı! Vahşi Liberalizmin adını, Neo Liberalizm, Kapitülasyonların adını Gümrük birliği, Duyun-u Umumiyenin adını İMF, Sömürgeleştirmenin adını Küreselleşme , işgal etmenin adını Demokrasi getirme ve özgürleştirme yapınca ne güzel olmuş, hatta Malını mülkünü yok pahasına satmak özelleştirme, borç batağına saplanmanın çocuklarımızın geleceğini yok etmenin adı da çağ atlamak olmuş. Şimdi her şeye sıfırdan başlamak zorundayız, sattığımız değerleri tekrar satın almak zorundayız , üstelik bir de 320 MİLYAR DOLAR borç ödemek durumundayız. Ne biçim çağ atladık ama , 80 yıl geriye atladık iyi mi.
1970 li yıllarda devamlı gelişme halinde sanayileşen bir ülkemiz vardı.Ödenebilir seviyede bir dış borcumuz,Caydırıcı güce sahip güçlü bir ordumuz, Devletle bütünleşmeye çalışan ve gelişen özel sektörümüz, Kooperatifleşme yolunda hızla ilerleyen organize olmuş bir tarım, Modern hayvancılık teknolojilerinin uygulandığı hayvancılık,kendimize yetiyordu.
|
|
|
|
|
BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Elbette daha yapacak çok işimiz , gidecek çok yolumuz vardı.Sanayileşen toplumumuz da İşçi Sendikaları kurulmuş Sendikal haklar bakımından oldukça ileri noktalara gelinmişti.Kocası ölen kadın açlık ve sefalet içinde mağdur olmuyor,ona sahip çıkan sosyal kurumlar oluşuyordu.
Köylünün malını alacak kooperatifler ve bu ürünleri sanayi mamule dönüştüren fabrikalarımız vardı. Kendi kendine 1 yılda intihar eden, hormon almadan büyümeyen ve bugün yurtdışına mahkum olduğumuz tohumlar yerine kaliteli tohum, Kaliteli Fidan üreten fabrikalarımız vardı.Çay, Şeker, Un gibi temel gıdaları artık yurtdışına satıyorduk.Artık kendi pamuğumuzu yetiştiriyor,Ürettiğimiz iplikten kendi giysilerimizi dokuyorduk.Dünyaya bu ürünleri satıyorduk.Montaj da olsa kendimiz otomobil yapıyorduk.1920 lerin perişan ve yoklukları aşılmış artık Cumhuriyetin Değerleri ile ve KENDİ KENDİNE YETEBİLEN DÜNYANIN YEDİ ÜLKESİNDEN BİRİ İDİK. İtalya, Almanya ile aramızda kaç yıl kaldı diye hesap yapmaya başlamıştık. 1970 li yılların sonunda İspanya, Portekiz,Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’ nın toplam sanayilerinden daha fazla kurulu sanayiye sahiptik .İyi de Buralara nasıl gelmiştik? Tabi ki Sözüm ona zarar ettiği söylenen KİT lerle .İşe yaramaz denilen Devlet Üniversiteleri ile, Köy enstitüleri ile, Devlet üretme çiftlikleri ile .Tam anlamıyla sıfırdan başlayarak onca emek ve göz nuru ile geldiğimiz yerde her şey birden değişiverdi .Çünkü artık zamanı gelmişti .Çünkü,Çağ atlamamız gerekiyordu!!
Devlet Sütçülük yapar mı? Diyerek milyonlarca çocuğumuzu fiyatların artması nedeniyle sütsüz bırakanlar….
Devlet İnşaat yapar mı diyerek milyonlarca insanımızı evsiz bırakanlar…
Devlet Bankacılık yapar mı diyerek özel sektör bankalarının halkı soymasını ve 40 milyar dolar paramızın İsviçre ye kaçırılmasına zemin yaratanlar….
Devlet Hayvancılık yapar mı diyerek yerli küçükbaş ve büyükbaş hayvan zenginliğimizi yok edenler…
Devlet sanayicilik yapar mı diyerek ulusal petro-kimya sanayimizi yok edenler…
Devlet İşverenlik yapar mı diyerek 18 milyon insanımızı işsiz bırakanlar,geleceğini karartanlar…
Devlet madencilik yapar mı diyerek ulusal madenlerimizi yabancılara peş keş çekme gayretinde olanlar neredesiniz?
Adaletsiz seçim sistemi nedeniyle halkın seçmediği, Sadece Önümüze konanlar dan birinin ,Basın ve medyanın da şişirmesi sonucu, bazı güçler tarafından halka zorla seçtirilerek, yönetilen ülkemiz Siyasi parti çetelerinin elinde çok kötü yönetilmiştir. Cumhuriyetin değerlerini ,milletin 70 yıllık emeğiyle oluşan sadece ve sadece milletin malı olan Fabrikaları, Tesisleri Millete ,çalışanına yöre halkına sormadan satıp yok ettiler.1938 Yılında Atatürk’ün emriyle kurulan Murgul Bakır İşletmeleri için Resmi gazetede ki kanun söyle söylemektedir.’’Zarar etse dahi , Mıntıka halkına geçim temin etmek maksadıyla kurulmuştur’’ o yıllarda ki insani bakış herkese örnek olmalıdır.Siz niye satıyorsunuz ‘’Mıntıka halkı perişan olsun’’diye mi? Seydişehir Alüminyum Tesisleri satılınca Seydişehir halkı geçimini nasıl sağlayacak ? Sorusu na Buraları satanlar’’ bana ne’’ diyemez. Bugün ne yazık ki Ülkemiz ödenmesi çok zor olan borçlarla,yeniden yapılması çok zor olan yıkılmış ve yağmalanmış Cumhuriyet fabrikaları ile doludur.Toplanan vergi ile borçların döndürülmesi imkansızdır,Ancak yeni borçlar alınarak borçlar döndürülebilir. Bugün ülkemiz Mısır,Tayland gibi ülkelerle kıyaslanmaktadır.
Hani hatırlarsınız,Ekonomik sorunlarımızın nedeni kit’ler demişlerdi. Özelleştirmeler olacak ve gelirleri ile borçlarımızı ödeyip kurtulacaktık.Hani Devlet ekonomiden elini çekince devlet küçülünce çok rahatlayacaktık. Devlet asli görevine dönecek ti.Şimdi Adalet sistemi, Eğitim Sistemi, Sağlık sistemi mükemmel mi işliyor.İnsanlar hastane kapısında müşteri , Devlet Tüccar olmadı mı?
Hani hatırlarsanız her şey özel sektöre satılınca fabrikalar daha verimli çalışacak tı.Daha çok yatırım daha çok istihdam sağlayacaktı.Hani serbest Pazar ekonomisinde her şey rekabete girecek ve ucuzlayacak tı. Bakınız bunlar söylendiği yıllarda Yani ülkemiz Karma Ekonomiden Liberal ekonomiye geçtiği, 1983 yılında iç borcumuz yok tu, dış borcumuz ise 14 Milyar dolardı.
Hani Devlet her şeyini satacak çok zengin olacak insanımız müreffeh olacak ,ülkemiz kurtulacak tı?
Bu gün iç ve dış borçlarımızın toplamı 320 Milyar Dolar dır.
Hani kurtulacaktık?
İran’a Plastik hammaddesi satıyorduk,Bugün İran bizden fazla üretim yapıyor.
Cargill Şekerdeki dünya çapında üretimimizi engelliyor.Şeker pancarı üreticisi 98.000 TL ye kilosunu satarken 1 kg şekeri 1900000 TL ye alıyor.Pamuk ta yıllık ihtiyaç 1600000 ton ,üretimimiz 1000000 ton kalanını ABD, Mısır ve Yunanistan dan ithal ediyoruz.karşılığında 800.000.000 dolar ödüyoruz. Halbuki 200.000.000 dolar pamuk üreticisine sübvanse edilse 600.000.000 dolarımız cebimizde kalacak.Devlet sübvansiyonları kaldırdı Ekonomiden el çekti çünkü serbest Pazar deniyor ,ABD,Yunanistan ve Mısır üreticisini niye sübvanse ediyor peki ?O ülkeler Liberal değil mi? İllede benim çiftçim mi serbest Pazar ekonomisi uygulayacak.Peki nasıl rekabet edeceğim?Burada Haksız rekabet yok mu?
Devlet hayvancılık mı yapar ? sat kurtul diyenler.Hayvancılık niye yapmıyorsunuz?O kadar et kombinaları özelleştirildi.Yem fabrikaları yağmalandı.Üretim çiftlikleri peş keş çekil di.Et fiyatlarımı ucuzladı?Et üretimimi arttı?Et Balık kurumunu 22 kombinası özelleştirildi Binalar,arsalar,makineler yok edildi.2000 yılından bu yana et fiyatları %200 arttı.Ayrıca artık ithal et yiyoruz hem de çok güvenli!, İngiltere’den gelen Deli danaların etini,Avrupadan gelen bozuk kokmuş,domuz eti karıştırılmış kıymaları yiyoruz.
Hani kurtulacaktık?
Ödemiş’ te 1 kg patates 30.000 TL ,bir kg karma yem 400.000 TL,Özel sektör nerede?İthal nişastaya yılda 50 milyon dolar veriyoruz,Ödemişe neden nişasta fabrikası kurmuyor?İşte devlet karışmıyor.
Peki her şeye rağmen bunca bağıran,ağlayan içi yanan olsa da 1983 yılından bu güne Kimseye aldırmadan tam 222 Cumhuriyet kuruluşu ,Milletin malı satıldı.Sözüm ona Özelleştirildi.Hani borçlarımızı ödeyecektik ya.Bun ca satış sonunda 10 MİLYAR DOLAR para kazandık.Daha bitmedi bu parayla ne yaptık dersiniz; Batılı danışman şirketlere,Rehabilitasyon çalışmalarına, reklam harcamalarına , seyahat giderlerine, ilan masraflarına,Özelleştirme İdaresi Başkanlığına 9MİLYAR 600 MİLYON DOLAR harcadık.Elimizde ne mi kaldı.
320 MİLYAR DOLAR BORÇ, bunun karşısında 222 fabrikanın özelleştirmesinden elde kalan 400 MİLYON DOLAR.
Hani özelleştirme gelirleri ile borçlar ödenecekti.
Oyunu görelim artık elimizde Tüpraş, Tügsaş, Petkim, Telekom , Seydişehir gibi 3-5 cumhuriyet eseri millet malı kaldı,Hiç olmasa bunları kurtaralım.Yağmalanan onca devlet işletmesi ve pek çok kurumumuzun yönetimi Yabancıların yönetimine geçmiş durumda.Gerçek Ulusal sanayicimiz yaşam savaşı veriyor.İşbirlikçiler üretmek yerine yurtdışından ithal ettiğini satıyor.
Pazar yerleri yangın yeri gibi.bir yanda malını yok pahasına satmaya çalışan üretici , diğer yanda eline geçen üç kuruşla yaşam mücadelesi veren yorgun ve yoksul insanlarımız.Su parası korkusuyla yıkanamayan ,aç kalırım korkusuyla otobüse bile binemeyen,kahveye gidip bir çay içemeyen,bir tek pantolonu yıkandığı günlerde evden dışarı çıkamayan insanlarımız var artık.100.000 lira daha ucuza ekmek almak için gece 3’ te uykusundan uyanıp sabah 8’ e kadar halk ekmek önünde bekleyen, Aç kalıp durumunu komşusuna bile söylemeyen onurlu insanlarımız yaşam mücadelesi veriyor.Sormak gerekmez mi ? Adalet sistemi çökmüş, Ekonomi iflasın eşiğinde, Kamu maliyesi iflas etmiş, vatanımız parçalanmanın eşiğine getirilmiş, Gençlerimiz işsizlik canavarının pençesinde; Hani Çağ atlıyorduk? Hani zengin oluyorduk?
Çok dikkatli olalım.Bizler çocuklarımızın geleceğini beton yatırımlar da ararken, basit miras kavgalarında ,kısır siyasi çekişmelerde yer alırken, Ülkemizin Sürüklendiği batağı seyrederken,Rütbemizi, bankada ki paramızı,okulda ki çocuğumuzu, depoda ki malımızı düşünürken, Ekonomiyi çok iyi bildiğini söyleyenler , bizi tuzağa düşürdüler. Hangi balık yemin oltada olduğunu bilerek oltayı yutar? Hangi Balık etrafına ağlar çekilirken önceden haberdar olur. Ancak ağlar toplanırken ağa takıldığını fark eder.Biz de anladık Küreselleşme yalanını,Liberal ekonomiyi,Serbest Pazar ekonomisini,özelleştirme yalanını , Fakat ağa takıldık…
Atalarımızın canları ve kanları pahasına bize Hür ve tam bağımsız olarak bıraktıkları vatanımızı çocuklarımıza en azından emanet aldığımız gibi bırakmak durumundayız.Bu nedenle ağa takılmış bile olsak 1920 lerde olduğu gibi yeniden ağları yırtmak zorundayız. Özelleştirmeler karşısında artık tavrımızı netleştirmek milletin malı olan cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak zorundayız.
Cengiz GÜLEBAY
Kaynaklar:
Ulusal Ekonomimiz elden giderken -H.Gündüz ÖKLEM
İşte Seydişehir Alüminyum Gerçeği-Seydişehir Şehir Meclisi
http:/www.rixos.com
http:/www.arkitera/haberler
http:/www.merhabagazetesi.com.tr/arşiv
http:/www.hurriyetim.com
http:/www.tolerance.org
http:/www.radikal.com
|
|